’Reçete’/ Tüp Bebek Tedavisi Nedir?
Moderatör: Ecz. Hakan Gençosmanoğlu Konuk: Prof. Dr. Kubilay Vicdan

Ecz. Burcu Çengel Karabulut
Herkese merhaba, hepimizin hızlı akan hayatın içinde zaman zaman bir şeylere yetişemediğimiz ve kendimizi, yorgunluğumuzu anlatırken bulduğumuz vakitler olur. Bunun arada bir olması durumu normaldir fakat bu durum uzun soluklu bir hal aldıysa ve artık işin içinden çıkamıyorsak bir şeyleri sorgulamamızın zamanı gelmiştir.
Kronik yorgunluk sendromu; hastalık tanısı alınmadığı halde fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak yorgunluk veya tükenmişlik halinin 6 aydan uzun sürerek normal hayata devam edememe durumudur.
Bu hal devam ederken;
-Uykudan dinlenmiş kalkamama,
-Egzersiz yapamama ya da egzersiz sonrası tükenme,
-Eklem ağrıları, kas ağrıları, boğaz ağrısı ve baş ağrıları,
-Boyunda hassas bezelerin varlığı,
Gibi durumlar ne yazık ki eşlik etmektedir.
Kronik yorgunluk sendromunun bu kadar sık görülmesinin nedenleri;
-Bağışıklık sistemimizin zayıf olması,
-Viral enfeksiyonlar,
-Hormonal dengesizlikler,
-Kronik tansiyon düşüklüğü,
-Vitamin mineral eksiklikleri,
-Gıda alerjileri ve duyarlılığı,
-Antioksidan kapasitemizin yetersizliğidir.
Peki yorgunluk deyince aklımıza neden mitokondrilerimiz gelmeli?
Mitokondriler, hücrelerin enerji üretim merkezleridir. Ne kadar çok ve sağlıklı mitokondri varsa o oranda enerji üretilir.
Her birimizin sahip olduğu enerji düzeyi ve hatta yaşam ile ölüm arasındaki çizgi mitokondrilerimizin sayısına ve sağlığına bağlıdır.
Aslında birçok hastalığın altında mitokondriyal disfonksiyon vardır!
Mitokondrilerimiz yaşam tarzımızdan etkilenir mi?
Desteklersek sonuçları değiştirebilir miyiz?
Gerçekten bizi biz yapan mitokondrilerimiz mi?
Mitokondrilerimize sahip çıkıp, gereken özeni nasıl gösterebiliriz???
-Hayatımıza egzersizi katarak mitokondri üretimini, mitokondriyal biyogenezi arttırarak,
-Diyetimize dikkat ederek yani şekeri, işlenmiş ürünleri, sağlıksız yağları, glisemik indeksi yüksek karbonhidratları hayatımızdan çıkarıp; yeşil yapraklı sebzeleri, tohumları, Hindistan cevizi yağı, avokado yağı gibi sağlıklı yağları daha çok tüketerek inflamasyonu, serbest radikalleri azaltıp ATP üretimini, insülin ve leptin duyarlılığını arttırarak,
-Karanlık ve mümkünse sadece yatağın olduğu, sesten uzak bir odada uyuyarak yani uyku hijyenimize dikkat ederek,
-Stres yönetimimizi sağlayarak,
-Fe eksikliğimizi gidererek,
-D vitamini değerimizi 70 ng/ml- 80 ng/ml seviyesinde tutarak,
-B kompleks vitaminler, CoQ10, SAM-e, Karnitin, Omega 3 gibi desteklerden yararlanarak,
-Oksidatif stresle baş etmek için antioksidan kapasiteyi arttırmak adına;
A, C, E vitaminleri, ALA, Nac, Glutatyon, Se, Cu, Mn, Sülforofan, Resveratrol, Curcumin, EGCG ve yaban mersininden yararlanarak, daha sağlıklı mitokondrilerimizle daha mutlu bir yaşama geçebiliriz.
Sağlık, mutluluk ve yüksek enerji hep bizimle olsun…
eczacininsesi.com
Moderatör: Ecz. Hakan Gençosmanoğlu Konuk: Prof. Dr. Kubilay Vicdan
Günlük hayatta baş ağrısı, kas ağrısı ya da ateş gibi şikayetlerde sıkça başvurulan ağrı kesiciler, masum gibi görünse de bilinçsiz kullanıldığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün Üstel, Parkinson hastalığının el titremesi ve hareketlerde yavaşlama gibi tipik belirtilerinden yıllar önce koku kaybı gibi bazı ipuçlarıyla kendini gösterebildiğini aktardı.
Akademik performansın zirveye çıkması gereken sınav dönemleri, öğrenciler için hem yoğun zihinsel faaliyet hem de yüksek stres yönetimi gerektiren süreçlerdir.
Uzmanlar, klasik ilaçların ötesinde "dil altı immünoterapi" yöntemiyle bağışıklık sistemini yeniden eğiterek kalıcı çözüm sağlanabileceği konusunda uyarıyor.
Dil ve Konuşma Terapisti İrem Çimen, çocuklarda görülen dil ve konuşma bozukluklarında erken müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.