Atriyal Fibrilasyon

Atriyal Fibrilasyon

Atriyal fibrilasyon; düzensiz ve genellikle hızlı kalp ritmine neden olan bir çeşit kalp rahatsızlığıdır. Kalbin sağlıklı çalışmasını sağlayan kendine ait bir elektrik sistemi bulunur. Sağlıklı bir kalpte, düzenli elektrik sinyalleri sayesinde kalp atış hızı dakikada 60 ila 100 atış arasındadır. Dolayısıyla, kalbin sabit bir ritimde attığı söylenebilir. Bu düzenli ritme sinüs ritmi adı verilir. Atriyal fibrilasyonda ise bu elektrik sinyalleri normalden daha hızlı ve düzensizdir. Bu durum, kalbin üst iki odasının (kulakçık) titremesine neden olur. Bu da kalbin performans ve etkinliğini düşüren bir unsurdur. Rahatsızlığın ilerleyen evrelerinde felç gibi çok ciddi sağlık sorunları görülebilir.

Atriyal Fibrilasyon Belirtileri

Atriyal fibrilasyonun neden ortaya çıktığı her zaman tam olarak anlaşılamayabilir. Ancak, atriyal fibrilasyon riskini artıran bazı risk faktörlerin varlığından söz etmek mümkündür. Bu risk faktörlerinden bazıları önlenebilirken, bazıları ise önlenemeyen genetik faktörlerdir.

  • İleri yaş (özellikle 65 yaşın üzerindeki bireyler)
  • Yüksek tansiyon
  • Konjestif kalp yetmezliği
  • Koroner arter hastalığı
  • Kalp kapak hastalığı
  • Kalp kasının kalınlaştığı hipertrofik kardiyomiyopati
  • Doğuştan kalp hastalığı
  • Zatürre vb. akciğer enfeksiyonları
  • Hipertiroidi
  • Aşırı alkol tüketimi
  • Diyabet
  • Astım
  • Akciğer kanseri
  • Genetik aktarım
  • Pulmoner emboli
  • Kardiyomiyopati
  • Uyku apnesi
  • Obezite

Atriyal Fibrilasyon Tanısı

Yukarıdaki belirtilerden bir ya da birkaçının görüldüğü durumlarda, uzman bir doktora danışmak en doğru seçenek olacaktır.

Doktorlar, öncelikle hastanın tıbbı geçmişini dinleyip bazı sorular sorarak ilk muayeneyi tamamlarlar. Gerekli görülen durumlarda, kesin tanı konulabilmesi için farklı test ve görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir:

Kan testi: Kan testi sayesinde, atriyal fibrilasyona neden olan ana faktörler tespit edilebilir. Kan testi ile hipertiroidi, diyabet, anemi ve enfeksiyon gibi durumlar kontrol edilir.

Elektrokardiyogram (EKG): EKG; kalpteki elektrik sinyallerinin kontrolünü sağlar. Bu cihaz sayesinde, kalp ritmi performansı incelenebilir.

Holter cihazı: Kalpteki elektriksel aktiviteyi uzun süreler boyunca (24 saat) kaydedebilen taşınabilir bir cihazdır. EKG sonuçlarının net bir tablo ortaya koymadığı durumlarda, uzun süreli kalp aktivitesini incelemek için başvurulan bir yöntemdir.

Göğüs röntgeni: Risk faktörünün herhangi bir akciğer rahatsızlığından kaynaklandığının düşünüldüğü durumlarda kullanılır.

Ekokardiyogram: Bu cihaz sayesinde, ultrasonik ses dalgalarıyla kalbin hareketli resimleri oluşturulur. Böylece, kalpteki farklı yapıların aktivitesi incelenebilir.

Efor Testi: Koşu bandı üzerinde gerçekleştirilen bu test sırasında kalbin dışarıdan gelen zorlayıcı etkilere karşı verdiği tepkiler ölçülür.

Atriyal Fibrilasyon Tedavisi

Bazı durumlarda atriyal fibrilasyon için herhangi bir tedaviye ihtiyaç duyulmayabilir. Kişiden kişiye değişen belirtilerin şiddeti zamanla artabilir ya da hiç belirti görülmeyebilir.

Uygulanan tedavi yöntemlerinin amacı; kalp ritmini düzenlemek, belirtileri kontrol altında tutmak ve oluşabilecek komplikasyonları önlemektir. Atriyal fibrilasyon tedavisinde çeşitli ilaçların kullanımı, bazı tıbbi prosedürler ve kişinin yaşam tarzında birtakım değişiklikler yapması önerilebilir.

Hastada gelişen belirtilere göre birçok farklı ilaç kullanılabilir. Pıhtı oluşma ve felç riskini azaltmak için kullanılan kan sulandırıcılar, kalp atış hızını düzenleyen ilaçlar ve normal kalp ritmini geri kazandıran ilaçlar bu ilaç gruplarından bazılarıdır.

İlaç tedavisinden cevap alınamadığı veya belirtilerin aşırı şiddetli ve sürekli hale geldiği durumlarda, cerrahi operasyona başvurulabilir. Tüm bunların yanı sıra, atriyal fibrilasyon tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler şu şekildedir:

Elektro-kardiyoversiyon: Bazı durumlarda, ilaçlar sinüs ritminin geri kazandırılmasını sağlayamaz veya ilaç kullanımına bağlı olarak yan etkiler görülebilir. Bu durumda, elektro-kardiyoversiyon adı verilen cerrahi müdahalenin yapılması gerekebilir. Bu ağrısız prosedürde, kalp ritminin sıfırlanması ve sinüs ritminin geri getirilmesi için kalbe şok dalgaları verilir.

Kalp pili: Kalp ritim bozukluğunun ilaçlara yanıt vermediği durumlarda kalp pili kullanılabilir. Kalp pili, cerrahi bir işlemle göğüse yerleştirilen elektronik bir cihazdır. Bu cihaz, sinüs ritmine göre kalp atışının düzenlenmesini sağlar.

Kateter ablasyonu: Bu yöntemde, aritmiye neden olan dokunun ortadan kaldırılması hedeflenir. Bir kan damarı içinden kalbe dar bir kateter geçirilir ve düzensizliğe neden olan doku radyo dalgaları gönderilerek etkisiz hale getirilir.

Labirent prosedürü: Bu prosedürde, açık kalp ameliyatı yapılması gerekir. Labirent prosedürünün birkaç farklı türü bulunur. Atriyal fibrilasyona neden olan odacıkta açılacak kesilerle anormal elektriksel uyarıların odacıklarda atriyal fibrilasyona yol açması engellenir.

 

Medicana

DİĞER HABERLER
Kuduz şüphesinde ilk yardım nasıl olmalı?
İnfluenza geri geldi
24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun
Mitokondrilerimiz Kadar Konuşalım !
Diyabeti Önlemek Mümkün
Saygı İle...
Obezite Kanser Riskini Arttırıyor
Hangi Duygumuzu Yiyoruz?
Hümektan nedir?
Miyastenia Gravis
Bağısak Kanserinde Basit Test
RETİNOIDLER
PNH hastaları korkmamalı
Lejyoner Hastalığı
Güneş koruyucunuzun doğru seçimi
Miyastenia Gravis
Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun!
Bayramda Şekere Dikkat
23 NİSAN KUTLU OLSUN
Hurmanın Sağlığa Faydaları
Fibromiyaljide sağlık için 20 adım
Menisküs Yırtığı Nedir
Her Yönüyle “PPI”
Vertigo Nedir?
Kimyasallar ve Biz-I
Azalmış (Düşük) Yumurtalık Rezervi
Sağlığımızın Demirbaşı
14 Mart Tıp Bayramı
İlaçların Vücuttaki Yolculuğu
Huzursuz Bağırsak Sendromu

En Çok Okunanlar


Obezite Kanser Riskini Arttırıyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, yaklaşık 2 milyar yetişkin obezite ile yaşamını sürdürürken, Türkiye’de obez bireylerin oranı %22’lere ulaşmış durumda bulunuyor.

Diyabeti Önlemek Mümkün

Her yaş grubunda ortaya çıkan diyabet vakalarının sayısı artıyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, diyabetin çeşitli organlarda yarattığı etkilerin istenmeyen sonuçlara kadar ilerleyebildiğini belirtti.

Mitokondrilerimiz Kadar Konuşalım !

Kronik yorgunluk sendromu; hastalık tanısı alınmadığı halde fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak yorgunluk veya tükenmişlik halinin 6 aydan uzun sürerek normal hayata devam edememe durumudur.

İnfluenza geri geldi

Domuz gribi olarak bilinen H1N1 Influenza A, yeniden etkisini göstermeye başladı. Son günlerde çevremizdeki pek çok insan yüksek ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve öksürük şikayetleri yaşıyor.