Bypass, koroner damarlarda damar sertliği nedeniyle gelişen darlık veya tıkanıklıklarda, damarın sağlam kısmına greft olarak adlandırılan başka damarlar vasıtasıyla kanı ulaştırma işlemine denir. Böylece tıkanmış veya darlık olan bölgeye uğramadan, yani bu bölge bypass edilerek, kalp kaslarının ihtiyacı olan kan, dokuya ulaştırılmış oluyor.
Bypass ameliyatlarından sonra oluşan problem ve komplikasyonların büyük bir kısmının genellikle kalp dışı organlarda ortaya çıkıyor. Ameliyat sonrasında %30'lara varan bir oranda akciğer, böbrek gibi organlarda fonksiyon bozukluğu olabiliyor. Ameliyat öncesi bu organlarda problemleri olan hastalar risk grubunu oluşturuyor.
Bayındır İçerenköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Noyan Temuçin Oğuş, gerekli tedbirler ve ameliyat teknikleriyle ameliyat sonrası komplikasyonları azaltılacağını belirterek risk oluşturabilecek durumları paylaştı:
Hastanın beyin ya da bacak damarlarında darlık ya da tıkanıklık olması,
İleri akciğer, böbrek ya da karaciğer bozuklukları,
Kan hastalıkları,
Aktif tüberküloz ya da kanser hastalıkları,
Hastanın birden fazla kalp ve damar cerrahi girişimi gerektirmesi (mesela aort anevrizmasına ilaveten, koroner ya da kapak hastalığının olması),
Hastanın daha önce kalp ameliyatı geçirmiş olması,
Hastanın acil durumda, kalp masajı veya alet desteği ile ameliyata alınması,
Geçirdiği kalp krizinin, sol kalp yırtığına neden olması veya mitral yetmezliği, interventriküler septum delinmesi gibi mekanik komplikasyonlar
BYPASS AMELİYATİ SONRASI YAŞAM
Koroner bypass ameliyatının damar sertliği hastalığının kendisine değil, hastalığın sonuçlarına yönelik yapılan bir ameliyat olduğunu belirtti, ameliyat sonrası hastalığın devam ettiğini ve özellikle genç hastalarda hastalığın daha da hızlı seyrettiğinin altını çizdi.
Ameliyatın ardından ise hastalığın bilinen risk faktörlerini ortadan kaldırmanın, hastalığı durdurmasa bile önemli ölçüde yavaşlatabileceğini ve hasta kaç yaşında olursa olsun, 20-25 yıl, hatta daha da fazla bir süre kalp sorunu yaşamadan konforlu bir hayat sürebileceğini belirtti, ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerekenleri ise şu şekilde sıraladı:
Önerilen ilaç tedavisine aksatmadan riayet edilmeli,
Varsa şeker ve yüksek tansiyon hastalığının sıkı kontrolü yapılmalı, hangi ilaç gerekiyorsa sonuç alınana kadar denenmeli, şeker hastalarında gerekirse ömür boyu insülin kullanılmalı,
Günlük 30 dakika düz yolda tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet sporu yapılmalı,
Fazla kilolardan kurtulmalı,
Stres yaratan ortamlardan ve kişilerden kaçınılmalı.
Kan yağlarının en az yılda bir, diyabet parametrelerinin de 6 ayda bir kontrolü çok önemlidir.
Sigara içiliyorsa derhal bırakılmalı, sigara içilen ortamlarda asla bulunulmamalıdır.
Alkol alımına haftada bir-iki gün devam edilebilir. Kronik alkolizm (fazla miktarda olmasa bile her gün alkol alımı, yani akşamcılık) yağ dengesini bozarak hastalığı hızlandırır. Tıp bugün için haftada 2 gün birer kadeh kırmızı şarap önermektedir, diğer alkollü içeceklerin faydalı olduğu savı doğru değildir, itibar edilmemelidir.
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün Üstel, Parkinson hastalığının el titremesi ve hareketlerde yavaşlama gibi tipik belirtilerinden yıllar önce koku kaybı gibi bazı ipuçlarıyla kendini gösterebildiğini aktardı.
Akademik performansın zirveye çıkması gereken sınav dönemleri, öğrenciler için hem yoğun zihinsel faaliyet hem de yüksek stres yönetimi gerektiren süreçlerdir.
Uzmanlar, klasik ilaçların ötesinde "dil altı immünoterapi" yöntemiyle bağışıklık sistemini yeniden eğiterek kalıcı çözüm sağlanabileceği konusunda uyarıyor.
Sınav dönemlerinde artan zihinsel yük; öğrencilerde yoğun stres, sınav kaygısı ve uykusuzluğun yanı sıra soğuk havalar ve gribal enfeksiyonlara bağlı olarak performans düşüklüğüne yol açabilmektedir.