Doğadan Bardağa Tıbbi Çay Yolculuğu

Doğadan Bardağa Tıbbi Çay Yolculuğu

Prof. Dr. İ. İrem Tatlı Çankaya

Sağlıklı olmak, daha uzun yaşamak, genç kalmak ve yaş almış zamanları, daha iyi geçirmek için doğal beslenmek, doğal yaşamı tercih etmek üzere de tıbbi bitkileri kullanmak günümüzün trendi haline gelmiştir. Bu amaçla en basit ilaç formülasyonu olarak, bitkisel droglardan hazırlanan çaylar kullanılmaktadır.

 

Tıbbi Çaylar:

Bitkisel çaylar ‘tisan’ olarak adlandırılmakta ve hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla biyolojik olarak etkin maddeleri içeren bitkisel materyallerden hazırlanmış içecekler olarak tanımlanmaktadır. Ancak, şimdiye kadar “bitkisel” terimi kullanılsa da, hastalıklardan korunma ve hastalıkların tedavisi için kullanılan çaylar için ‘tıbbi çay’ demek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Koku, tat veya görünüm için arzu edilen bitkiler ile hazırlanan diğer çaylar ise endüstriyel amaçlı kullanılan bitkisel çaylardır.

Bu anlamda, ‘Tıbbi çaylar’ı, tedavi edici değere sahip etken madde veya maddeler içeren bitkilerden infüzyondekoksiyon ve/veya ekstraksiyon/maserasyon yöntemiyle hazırlanan, hastalıklardan koruyucu, tedavi edici ya da tedaviyi destekleyici olarak yararlanılan preparatlar olarak tanımlamak uygundur.

 

MÖ 2737’de sağlık konusunda bilgeliği ile tanınan Çin İmparatoru Shen-Nung, sarayının bahçesinde dinlenirken bardağındaki sıcak suyun içerisine rüzgarla birlikte çevredeki birkaç çay yaprağının düşmesi ve suyun rengini değiştirmesi üzerine meraklanıp tadına bakması ile tesadüfen bulduğu çayın aroması ve verdiği canlılık hissini beğenmesiyle başlayan çay serüveni günümüze kadar gelmiştir.

Avrupa’ya çayın yolculuğu ise, 17 yy. başlarında Hollandalı ve Portekizli tüccarlar vasıtasıyla olmuş, ilerleyen yıllarda da Hollanda ve Fransa, Avrupa’da çay tüketimine öncülük eden ülkeler haline gelmişlerdir. Almanya’da, bitki ve meyve çayları, çay pazarının yüzde 75’ini, siyah çay ise sadece yüzde 25’ini oluşturmaktadır. Ülkemizde ise çay denilince akla her ne kadar siyah çay gelse de, 2017 yılında yapılan bir araştırmada, 50’den fazla ürün çeşidinin yer aldığı poşetli bitki ve meyve çayları pazarının, son 6 yılda %60 büyüme göstererek, toplam tüketimin 900 milyon poşetin üzerine çıktığı belirlenmiştir. Bu büyümenin en büyük nedenlerinden biri olarak insanların sağlıklı kalma ve uzun yaşama beklentilerine ilişkin bilinçlenme düzeyindeki artış gösterilmiştir.

Çoğunluğu tropik bölgelerde olmak üzere, dünyada yaklaşık 425.000 çiçekli bitki türü olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca her yıl önemli sayıda yeni bitki türü keşfedilmektedir. Türkiye, üç farklı fitocoğrafik bölge ile biyoçeşitlilik açısından oldukça önemli bir alana sahiptir. Florasında yaklaşık olarak 12.500 taksonu barındırmakta ve daha da önemlisi bu oranın yaklaşık üçte birinin endemik olmasıdır. Günümüzde dünya genelinde tedavide kullanılan bitki türünün ise 25.000’den fazla olduğu tahmin edilirken ülkemizde bu sayı yaklaşık olarak 1500 civarındadır. Diğer önemli bir husus da, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, özellikle az gelişmiş ülkelerde dünya nüfusunun yaklaşık %80’inin tedavi için tıbbi bitkilere ihtiyaç duyduğudur. Tıbbi çaylar da, bu anlamda hazırlanıp kullanılabilecek en uygun Fitoterapi uygulama alanlarından biridir. Genellikle, soğuk algınlığı, üşütme, öksürme gibi solunum sistemi hastalıkları, gastro-intestinal sistem problemleri, safra ve böbrek rahatsızlıkları, sinir sistemi hastalıkları, kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları ve cilt hastalıkları gibi pek çok alanda kullanılmaktadır.

 

Tıbbi çaylar, mono ve karışım çaylar olmak üzere iki şekilde hazırlanmaktadır:

Mono çaylar; tek bir bitkinin kök, rizom, kabuk, yaprak, çiçek, meyve, tohum gibi kısımlarından veya bütününden hazırlanan çaylardır. Adaçayı, anason çayı, papatya çayı gibi.

Karışım çaylar; genellikle, çayın görünümünü, kokusunu, tadını düzeltici droglar ile birlikte tedavi edici özellikte olan iki veya daha fazla bitkisel drogdan oluşmaktadır.

 

Tıbbi çaylar hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususlar:

Çaylarda, kuvvetli etkili droglar tercih edilmez iken ılımlı veya orta etkili drogların tercih edilmesi gerekmektedir. Tıbbi çaylar hazırlanırken dikkat edilmesi gereken hususların başında, tedaviye uygun çay formülünün (çay reçetesinin) saptanması, doğru drogların seçilmesi, etken madde tespiti yapılmış olması, drogların doğru tartılması, uygun parçalanması ve paketlenmesi gerekmektedir. Ayrıca hastayı konuşarak bilgilendirme ve memnuniyetini sorarak değerlendirme oldukça önemlidir. Kişilerin sürekli aldığı ilaçlar veya belirli bir hastalıklarının olup olmadığının etkileşim açısından öğrenilmesi gerekmektedir. 

 

Tıbbi çaylar hazırlanışı:

Tıbbi çay hazırlamanın birkaç yolu olsa da, genellikle 1.5-2 gram drog veya drog karışımının üzerine kaynatılmış ve belli bir dereceye kadar soğutulmuş yaklaşık 100-150 ml kadar suyun ilave edilmesi, 5-10 dakika demlenmesi ve süzüldükten sonra içilmesi (infüzyon-demleme); veya bu karışımın üzerine soğuk su ilave edilerek, 5-10 dakika kaynatılması, birkaç dakika demlendikten sonra süzülerek içilmesi (dekoksiyon-kaynatma) önerilmektedir. Çayın hazırlanış şeklinin drogların etkisini değiştirebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Tüketim için genellikle aç mide tercih edilmeli, çay taze hazırlanmalı, ılık ılık ve yudum yudum içilmelidir.

Unutmamalıyızki, Tıbbi çayların faydasını görebilmemiz için, doğru zamanda toplanmış, doğru bitkinin, doğru kısmının temin edilmiş olması ve Avrupa Farmakopesi’ne uygun, analiz ve kontrolleri yapılmış drogların eczacı bilgisi dahilinde eczanelerde bulundurulması ve sunulması gerekmektedir.

 

Prof. Dr. İ. İrem Tatlı Çankaya
Hacettepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi,
Farmasötik Botanik AbD
Dekan Yardımcısı

 

 

DİĞER HABERLER
Kuduz şüphesinde ilk yardım nasıl olmalı?
İnfluenza geri geldi
24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun
Mitokondrilerimiz Kadar Konuşalım !
Diyabeti Önlemek Mümkün
Saygı İle...
Obezite Kanser Riskini Arttırıyor
Hangi Duygumuzu Yiyoruz?
Hümektan nedir?
Miyastenia Gravis
Bağısak Kanserinde Basit Test
RETİNOIDLER
PNH hastaları korkmamalı
Lejyoner Hastalığı
Güneş koruyucunuzun doğru seçimi
Miyastenia Gravis
Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun!
Bayramda Şekere Dikkat
23 NİSAN KUTLU OLSUN
Hurmanın Sağlığa Faydaları
Fibromiyaljide sağlık için 20 adım
Menisküs Yırtığı Nedir
Her Yönüyle “PPI”
Vertigo Nedir?
Kimyasallar ve Biz-I
Azalmış (Düşük) Yumurtalık Rezervi
Sağlığımızın Demirbaşı
14 Mart Tıp Bayramı
İlaçların Vücuttaki Yolculuğu
Huzursuz Bağırsak Sendromu

En Çok Okunanlar


Obezite Kanser Riskini Arttırıyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, yaklaşık 2 milyar yetişkin obezite ile yaşamını sürdürürken, Türkiye’de obez bireylerin oranı %22’lere ulaşmış durumda bulunuyor.

Diyabeti Önlemek Mümkün

Her yaş grubunda ortaya çıkan diyabet vakalarının sayısı artıyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Erdem Türemen, diyabetin çeşitli organlarda yarattığı etkilerin istenmeyen sonuçlara kadar ilerleyebildiğini belirtti.

Mitokondrilerimiz Kadar Konuşalım !

Kronik yorgunluk sendromu; hastalık tanısı alınmadığı halde fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak yorgunluk veya tükenmişlik halinin 6 aydan uzun sürerek normal hayata devam edememe durumudur.

İnfluenza geri geldi

Domuz gribi olarak bilinen H1N1 Influenza A, yeniden etkisini göstermeye başladı. Son günlerde çevremizdeki pek çok insan yüksek ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve öksürük şikayetleri yaşıyor.